24.6 C
İstanbul

Nicolas Chamfort’tan Seçmeler

Okunmalı

Ve insan
Ve insanhttps://veinsan.online/
Ve insan, 5 Mart 2011'de "daha yaşanır bir dünya" amacıyla bir Facebook sayfası olarak yayın hayatına başladı. Bu süre zarfında paylaştığı hak odaklı içeriklerle milyonlarca kişiye ulaşan Ve insan, insanın acısını paylaşmaya devam ediyor.

Boşa harcanmış günlerin en kötüsü, kişinin bir kez bile gülmemiş olduğu gündür.

Şu itiraf edilmeli ki, ara sıra rol kesmeden yaşamak olanaksızdır. Dürüst insanı üçkağıtçıdan ayıran şey, ilkinin bunu ancak bir zorunluluk gereği ve tehlikeden kaçmak için yapması, ikincisinin ise bu yolla kazanç sağlamaya çalışmasıdır.

İlkesiz bir adam, kural olarak, aynı zamanda karaktersiz bir adamdır; zira karakterli doğmuş olsaydı, ilkeler şekillendirme ihtiyacını çoktan hissetmesi gerekirdi.

Neredeyse tüm insanlar köledir ve bu, Spartalıların Pers esaretine girmeleriyle aynı sebeptendir: Hayır sözcüğünü telaffuz edecek güçten yoksun olmak. Bu sözcüğü dile getirebilmek ve yalnız yaşayabilmek, kişinin özgürlüğünü ve karakterini korumasının yegane yollarıdır.

Öğrenmiş olduğum şeyi artık bilemem; bilmekte olduğum şey bana sezgi tarafından bildirilmiştir.

İnsanlar büyük eylemlerde kendilerini olmaları gerektiği gibi gösterirler, küçük eylemlerde ise oldukları gibi.

Üçkağıtçının aylaklığı ve ahmağın suskunluğu, insanı kuşkulandırır.

Cömertlik soylu kalplerin zavallılığıdır.

Tüm tutkular abartılıdır, aksi halde tutku olmazlardı.

Aklımız bazen bizi mutsuz kılar, tıpkı tutkularımız gibi; bu gibi bir durumdaki kişi için, hekimi tarafından zehirlenen bir hasta olduğu söylenebilir.

Yaşamak bir hastalıktır; her on altı saatte bir gelen uyku acılarımızı hafifletir fakat bu geçici bir çaredir: Yegane tedavi, ölümdür.

“Dünyada,” dedi bir dostum bana, “üç tür arkadaşın vardır: seni seven arkadaşların, seni aklının ucundan bile geçirmeyen arkadaşların, ve senden nefret eden arkadaşların.”

Birçok kitabın yakaladığı başarı, yazarın fikirlerinin vasatlığı ile halkın fikirlerinin vasatlığı arasındaki yakınlığa dayanır.

Nasıl ki iyi giyimli ahmaklar varsa, iyi giyimli ahmakça fikirler de vardır.

Toprağın en çok yanardağ patlamalarından sonra verimli olması gibi, büyük insanlar da başyapıtlarını tutkularının çağı geride kaldıktan sonra üretir.

Bir insanın birçok fikre sahip olması, zorunlu olarak zeki olduğu anlamına gelmez; nasıl ki birçok askere sahip olması da tek başına birini iyi bir komutan yapmıyorsa.

Öyle dönemler vardır ki bu dönemlerde kamunun genel düşüncesi, olası düşüncelerin en kötüsüdür.

Bazı şeyleri yasallaştırmak, haklı çıkarmaktan daha kolaydır.

Özel kişilere ışık tutan deneyim, hükümdarları ve devlet adamlarını yozlaştırır.

Soyluluk, der soylular, kral ile halk arasında yer alan bir aralıktır. Aynen öyle; nasıl ki tazı da avcı ile yaban tavşanı arasındaki aralık ise.

Fransa öyle bir ülkedir ki burada insanın ahlaksızlıklarını sergilemesi çoğu kez yararlı, erdemlerini sergilemesi ise daima tehlikelidir.

Paris neşenin ve hazzın kentidir, gelgelelim sakinlerinin yarısı kederden ölür.

İnsan, kadınları sevmek ile onları anlamak arasında bir seçim yapmalıdır; bunun orta yolu yoktur.

Doğa bilimcilerin bize söylediğine göre yozlaşma, tüm hayvan türlerinde, kadında başlar. Uygar toplumdaki filozoflar bu gözlemi ahlaki değerlere uygulayabilir.

Kadınlara ziyadesiyle değer verdiği iddia edilen bir adama, “karşılığında bi’ fayda elde ettin mi bari?” diye sormuşlar, “onları hor görseydim elde edeceğim kadar değil” demiş.

Matmazel Duthé sevgilisini kaybetmiştir, mesele söylentilere neden olur. Kadının oturmuş arp çaldığını gören bir adam şaşkınlıkla, “Üstüme iyilik sağlık! Sizi kederden perişan olmuş bir halde bulmayı bekliyordum” der. “Ah” diye haykırır matmazel acıklı bir ses tonuyla, “beni dün görmeliydiniz!”

Merope tragedyasını izleyen ve ağlamayan bir kadın şaşkınlıkla karşılanır. “Gözlerim yerinden çıkana kadar ağlayabilirdim” der kadın, “fakat yetişmem gereken bir akşam yemeği var.”

Doksan yaşında bir kadın, o zamanlar doksan beş yaşında olan Mösyö de Fontenelle’e, “Ölüm bizi unuttu” der. “Şşş!” diye karşılık verir Mösyö de Fontenelle, parmaklarını dudaklarına götürerek.

Bir keresinde dinin şartlarını tartışanları kınayan Ortodoks bir adama kulak misafiri oldum. “Bayım,” dedi adam masumca, “gerçek bir Hristiyan inanılması emredilen şeyi sorgulamaz. Dogma acı bir hap gibidir: eğer çiğnersen, asla yutamazsın.”

Nicolas Chamfort’tan derleyen ve İngilizceden Türkçeye çeviren: M. Kaan Erdoğan

spot_img

Daha Fazla

Bir Cevap Yazın

spot_img

Fırından Yeni Çıkanlar